import_export time pin-drop map info close plus new-window texture engelsiz klima wifi usb bisiklet ring-hat ekspres-hat tek-bilet cift-bilet metrobus vapur tren metro havalimani hastane hastane tarife hattipi arrow-line-up arrow-line-down arrow-line-left arrow-line-right arrow-left arrow-right arrow-dropdown home navigation menu-location menu-map menu-card menu-stars menu-more search facebook twitter instagram youtube vine linkedin rss delete playlist_add loop list
Zeki Müren tramvayın arkasında şarkı söylüyor, Ayhan Işık, bıçkın bir otobüs şoförü... Sadri Alışık eski bir troleybüse el sallıyor. Filmlerin içinden hep İETT tramvayları, troleybüsler geçiyor ve insan birden farkediyor ki, yıllar da çok hızlı geçiyor
 
Celal Başlangıç
İki dakika bile sürmeyecek yolculuk. Bir bakmışsın Karaköy'desin, göz açıp kapayıncaya kadar Galata'yı geçip Cadde-i Kebir'in öbür ucuna çıkmışsın. Hem zaten bunu ilk İngilizler bulmuş. 'Metro' diye bir şey icat etmişler. Yerin altından gidiyormuş. Onlarca, yüzlerce yolcu taşıyormuş.
Çok heyacanlıydı İstanbullular... Çünkü dünyanın ikinci metrosunun kazı çalışmalarına tanıklık ediyorlardı.
Açılış günü kimler yoktu ki Tünel'in başında. Maliye Nazırı Kabüli Paşa, Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa, İstanbul'da misafir bulunan Lübnan Valisi Rüstem Paşa, Galata Kaymakamı ve Adliye Nezareti'nden Rıfat Bey, İstanbul Şehremini Kadri Bey, sarayı temsilen Nafia Nazırı Ethem Paşa... Avusturya, Rusya, İran ve daha birçok ülkenin temsilcileri...
Nafia Nazırı Ethem Paşa, Tünel'in İstanbul için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor konuşmasında. Kimsenin aklı ermiyor, şu 'Tünel' denilen şeyin nasıl çalışacağına.
Bu 'mini metro' için 'Tünel Şirketi' kurulacaktı ve bu, günümüzde de İstanbullular'ın hâlâ yaşamında olan İstanbul Elektrik Tünel ve Tramvay'ın yani İETT'nin ilk parçası olacaktı.
Günlerce kapılarında bekleyecekti İstanbullular Tünel'in. Hâlâ anlayamamışlardı çünkü 'bu makinenin nasıl çalıştığı'nın. Tehlikeli miydi acaba? Ya vagonları çeken şu halatlar koparsa?.. Bazen kulaktan kulağa, bazen uluorta sorulacaktı bu sorular. Bir de para mı ödeyeceklerdi? Evet: "İki buçuk dakikada tamamlanan seferler için birinci mevki iki, ikinci mevki bir kuruş ödeyeceksiniz. Beş yaşından küçük çocuklardan ücret alınmayacak, eşya ve hayvan için de bir tarife uygulanacaktır."
 
Ve korkulan oldu...
Birkaç ay geçmeden korkulan başa gelecektir. Beyoğlu'na çıkan trenin kayışlarından biri istasyona 100 metre kala kopacaktır.
Bir korku, bir telaş...
Ama yine de vazgeçmeyecektir İstanbullular tünellerinden. Artık 'umum ahali'nin ayakları yerden kesilmeye başlamıştır. Tünel'den sonra tramvay girmiştir sıraya.
Soğuk ve yağmurlu bir eylül gününde, Tophane Alanı'na toplanmıştır
İstanbulular, meraklı gözlerle. Mitingi andıran kalabalık daha önce hiç görmediği, fakat büyük olasılıkla adını duyduğu bir aracın etrafına toplanmıştır. Ayakların yerden kesileceği gündür bugün. İlk atlı tramvay İstanbul'da ilk seferine başlamak üzeredir.
Harem ve selamlık olarak ayrılmış tramvaylar sefere başlar ama bir türlü vaat edilen sürede varamazlar. Çünkü isteyen istediği yerde binmekte, istediği yerde inmektedir. Şikâyetler artınca, belli başlı semtlere duraklar konur, yolculuk biraz daha disipline edilir.
Tam tramvayla yolculuk alışkanlığı oluşurken Balkan Savaşı patlar.
İstanbullular yine 'tabanvay'a döner. Çünkü Harbiye Nezareti ordudun ata olan ihtiyacını karşılamak istemiş, Dersaadet Tramvay Şirketi'ne ait atları satın almıştır. İstanbullular yeniden tramvaylarına kavuşmak için aylarca bekler, ama bir yenilik de girmiştir hayatlarına. Artık atlar yoktur, elektrikle çalışacaktır tramvay!
"Nasıl çalışıyormuş bu?"
"Elektrikle..."
"Tövbe tövbe..."
Artık yokuşlarda değiştirilen atlar, nefir çalarak koşa koşa tramvaya yol açan vardacılar, 'ispirler'in kırbaç şakırtıları tarihe karışacaktır.
Artık bir 'film kahramı' olarak da hayatımıza girecektir tramvay. İlki Esat Mahmut Karakurt'un ünlü romanından alınan 'Allahaısmarladık'tır. Filmin içinden sürekli tramvaylar geçer. Tramvay faytonu sollar, fayton at arabasını. Arada bir-iki otomobil sızar görüntüye. Sami Ayanoğlu'nun çektiği filmin başrollerinde Gülistan Deniz ile Suavi Tedü vardır.
20. yüzyılın başları. Taş çatlasa İstanbul'un nüfusu 350 bin. Rumu da vardır, Ermenisi de, Yahudisi de. Kilisenin çan sesine, ezan ve sinagogdan yükseler ilahiler karışır. Tramvay Eminönü'nden Galata Köprüsü'ne dönerken, görüntüye köprüaltı esnafının arasında elini kolunu sallayarak dolaşan bir rahibe gelir. Tramvay Şişhane'ye tırmandığında, kara çarşaflı Müslüman kadın, belli ki acelesi vardır, tramvayın ardından koşturmaktadır. Toplumsal tarihimizin hafızamıza bir Türk filmiyle kazınmasının ilk adımıdır 'Allahaısmarladık.'
Tünel'den ve tramvaydan sonra 1929'da 'Avrupa modası' otobüsler girer kent yaşamımıza. Dört otobüs sefere çıktığında artık 1930'lara gelinmiş, filmler artık 'seslenmiş'tir.
Araya İkinci Dünya Savaşı girer. Yokluk yılları, karneler, karaborsa...
1950'li yıllara doğru gelirken geceler artık pamuk ve demir tüccarlarından sorulmaktadır. İşte tam o sırada çekilir 'İstanbul Geceleri' filmi. Vahi Öz, hali vakti yerinde bir toprak sahibi olan Şaban'dır. O yılın mahsul parasıyla kendisini İstanbul eğlencesinin içinde bulur. Ama yol iz bilmemektedir. Otelciye sorar 'Nereye gidelim' diye. Yanıt çok net ve o yıllarda yadırganmayacak niteliktedir: "Tramvaya binin, Beyoğlu gecelerine karışın."
Birbirini kovalar film kareleri. Birinde Zeki Müren 'Berduş' olarak Şişhane'ye çıkan tramvayın arkasında, boyacı sandığıyla şarkı söylemektedir. 'Otobüs Yolcuları'nda bıçkın ve yakışıklı belediye otobüsü şoförü Ayhan Işık'la, zengin kızı Türkan Şoray vardır. Sadri Alışık troleybüse el sallayan bir 'Turist Ömer' olarak geçer beyazperdeye yansıyan görüntülerden.
Nebil Özgentürk'ün İETT için hazırladığı 'Türk Sineması'nda İETT'nin Serüveni/Yeşilçam'ın 'yol'culuğu... Yolculuğun Yeşilçam'ı..." belgeseli boyunca; Atıf Yılmaz, Belgin Doruk, Cahide Sonku, Çolpan İlhan, Duygu Sağıroğlu, Ediz Hun, Erdoğan Tokatlı, Ertem Göreç, Fikret Hakan, Gülşen Bubikoğlu, Haldun Dormen, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır, Metin Akpınar, Muzaffer Tema, Muhterem Nur, Müjde Ar, Nedret Güvenç, Selma Güneri, Sinan Çetin, Sümer Tilmaç, Osman Seden, Tarık Akan, Tijen Par, Vedat Türkali, Zeki Alasya...
 
 
İclal Aydın'a matematik dersi
Belgeselin Lütfi Kırdar'daki gala gecesini sunan İclal Aydın, Ankara'da bir lise öğrencisiyken matematik dersinde gizli gizli Duygu Asena'nın yeni çıkan 'Kadının Adı Yok' adlı kitabını okuduğunu, öğretmeninin kendisini nasıl yakaladığını, kızmak yerine kareli matematik defterine 'Çok iyi bir gazeteci. Yazım dili de çok iyidir. Kendine çok özel örnekler seçeceğini biliyorum. Biraz da matematik çalış' diye yazdığını, sonra kitabı alıp bir hafta sonra Duygu Asena'ya imzalatarak kendisine geri verdiğini, bunun yaşamındaki ilk imzalı kitap olduğunu anlattıktan sonra, işte o yıllardaki matematik öğretmenini, yani bugünün İETT Genel Müdürü Rıdvan Aslan'ı kürsüye çağırdı.
Aslan Türk Sineması'nın 80. yılına bir armağan olarak yaptırdıkları bu filmde bir plato olarak kullanılan İETT araçlarını anlatırken "Bunlarda âşık olduk, bunlarda berduş olduk, yolcu olduk, sevdiklerimize kavuştuk, sevdalılarımızdan ayrıldık" diyordu.
Galaya katılan Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya göre de sinemanın tarihi ile İETT'nin tarihi özdeşleşmişti.
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu da İETT'cilerin Türk sinemasında kendi tarihlerini aramalarını çok yaratıcı bir düşünce olarak bulmuştu. Ancak bugünü yarına tarihlendirme açısından kaygıları vardı Bakan Mumcu'nun:
"Türk sineması bütün bir toplumun tarihi kaydını tutuyor. Ama ne yazık ki son zamanlar film çekilmiyor. Sinemamız zorda."
Elbette bu da 'turizm politikası'nın değil, 'kültür politikası'nın bir sonucuydu.
Belgeseli hazırlayan Nebil Özgentürk, yüzlerce Türk filminin tarandığını, içinden İETT araçlarının geçtiği 60 filmden seçilen karelerle 'Türk Sineması'nda İETT'nin Serüveni'nin anlatıldığını söylüyordu.
İçinden İETT araçları geçen Türk filmleri aynı zamanda toplumsal tarihimizin bir hafızasıydı. Filmlerin içinden tramvaylar, troleybüsler, otobüsler geçiyor; yeni bir yıla birkaç gün kala insan bir de fark ediyor ki, aslında hayatımızın içinden yıllar çok da hızlı geçiyor.
 
 
Kaynak: Radikal Gazetesi - 29 Aralık 2003