import_export time pin-drop map info close plus new-window texture engelsiz klima wifi usb bisiklet ring-hat ekspres-hat tek-bilet cift-bilet metrobus vapur tren metro havalimani hastane hastane tarife hattipi arrow-line-up arrow-line-down arrow-line-left arrow-line-right arrow-left arrow-right arrow-dropdown home navigation menu-location menu-map menu-card menu-stars menu-more search facebook twitter instagram youtube vine linkedin rss delete playlist_add loop list

 O bize denizin armağanıydı… 1993 yılında “Denizin Çocukları” ile çıktığı müzik yolculuğuna “VİYA!” diyerek devam eden, son albümü “HAYDE” ile geniş dinleyici kitlesine ulaşan Kazım Koyuncu, İstanbul ulaşımı konusunda da son derece duyarlıydı.

“Raylı sistem daha insancıl”

Röportaj ve fotoğraflar: Filiz Acar, Fatih Sultan Kar, Yakup Ali Turan

Genç müzisyen, 2004 yılının Aralık ayında İETT Genel Müdürlüğü tarihi Metrohan birasının hemen yakınında bulunan kendisine ait ZB Müzik stüdyolarında bizi ağırlamıştı. Konukları İETT’li olunca Koyuncu’nun sohbeti de İstanbul ve ulaşım üzerine yoğunlaşmıştı.

Söze İstanbul’la başlarsak… Bu şehirle tanışıklığınız hangi yıla rastlar?  

 “1989 yılına. İstanbul için konuşunca... Hayatımın 17 yaşından bu yana olan kısmını konuşmuş oluruz. Memleketteyken, İstanbul benim için -çocukluğumdan lise bitene kadar- illa gitmem gereken, yaşamam gereken bir yer olgusu halindeydi. Okuduğum kitaplar... Hepsinde bir hayat var ya, bazen kendini bir kahramanla özdeşleştiriyorsun. Bütün bunların bir tek İstanbul’da yaşanabileceğini hissettiriyor. O yüzden korkunç bir İstanbul gerçeği vardı. Üniversite tamamen bir bahaneydi aslında. İstanbul’da bir üniversiteyi kazanmam lazımdı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni çok az bir puanla kaçırmıştım. En büyük şanslarımdan biri oldu bu. Çok şanslı bir insan değilim ama… İyi ki orayı kazanmamışım. Yoksa İzmir’de olmak durumunda kalacaktım. İzmir de güzel bir şehrimiz ama sonuçta İstanbul çok acayip bir yer.”

 

Yurt dışında konserler vermiş bir sanatçı olarak İstanbul’u dünyanın diğer metropolleriyle karşılaştırmanızı istesek bize ne söyleyebilirsiniz?

 “1993 yılında yurt dışına gitmeyi de başardım. Müzik ve konserler dolayısıyla Avrupa’da çok yere gittim, fakat her türden kötülüğüne rağmen İstanbul çok bambaşka bir yer. Aslında kötü olan İstanbul değil, bizlerin yaptığı kötülükler bunlar. Bir şehir bu kadar ayakta kalabilir bu kadar yük taşıyabilir. Bu anlamda; olumlu olumsuz her yönüyle  İstanbul bambaşka bir şehir. Yirmi dört saat sürekli içinde olabileceğin, olurken korkabileceğin, korkarken aşık olabileceğin, ayağın kayıp düşüp ölebileceğin acayip bir şehir İstanbul ve sanırım dünyada pek fazla bir benzeri de yoktur. Yurt dışına gittiğim zaman bir hafta kafamı dinliyorum, rahatlıyorum. Oh  dünya varmış diyorum. Çünkü İstanbul çok şiddetli bir yer. İçinde çok fazla şiddet barındıran bir şehir. Bir hafta sonra özlem başlıyor.”

 

Arıyorsunuz yani...  

 “E tabii. Buradaki saçmalıkları, o hengameyi., güzellikleri arıyor insan...Boğazdan geçince  bir şeyler oluyor. Çok fazla anlatılamaz. Şairler anlatıyor, şarkılar söylüyor. İstanbul’a dair duyguları anlatmaya şiirler, şarkılar bile yetersiz kalıyor.”

 

Beyoğlu’nda yaşayan bir sanatçı gözüyle İstiklal Caddesine bakışınız?...

 “1992 yılında Tarlabaşı’na yerleştim. Ondan sonra bir daha çıkamadım buradan. Her şey Taksim’de. İstanbul’a ilk geldiğimizde otobüslerin hayatımızdaki yeri çok önemliydi tabii. Şimdi metro var. Metroya biniyorum.  1989’da geldiğimde İstiklal’e film izlemeye çıkmıştık arkadaşlarla. O zaman köyden gelmişiz böyle cahil cühela çocuklar. İstiklal Caddesinden otobüsler geçiyordu. Tam son yıllarına denk düşmüştü. Tramvay için  çalışmalar yeni başlamıştı. Daha sonra  otobüsler kaldırıldı ama o hengameye bir ya da iki kere şahit olmak hoşuma gitmişti. Acayip bir şeydi. O gün bugündür kopamadık bu tarihi bölgeden. Bir yıl önce de Tünel, Asmalımescit, Galata Mevlevihanesi ve Metrohan’ın hemen yanı başında Stüdyo ZB’yi açtık. Açmamızdaki ana sebep, müziği kendi stüdyomuzda yapmaktı.”  

 

İstanbul ve trafik konusuna gelirsek...

Belediyeler, sivil öğeler taşıyan bir oluşum. O sivillik her zaman daha saygı duyulmasını gerektiriyor. Bürokrasiden daha yakın ve sempatik buluyorum. En azından insanı korkutmayan bir şey.

 

Toplu taşımanın insanların hayatını kolaylaştıran bir önemi yok sadece benim fikrimde. Raylı sistem, otobüsler, toplu taşıma... Aynı zamanda bir hayata yaklaşım biçimi. O yüzden belediyeler de insanların yararına iş yapacağı – yapması gerektiği- için bu sistemi çok daha iyi geliştirmek, üstüne vurgu yapmak durumundalar. Modern şehirlerde insanların yan yana durmasını sağlayan sosyal bir faaliyet, gelecekte toplu taşımacılığın önemi daha da artacak, çünkü hayat başka bir seçenek bırakmıyor. Herkesin arabasının olmasının sebebi  herkesin çok para kazanması değil. Bu modern dünyanın ulaştığı tuhaf bir hale dönüştü artık. Bu noktada toplu taşıma çok doğru ve şirin bir şeydir. Özellikle raylı sistem, insanların daha sosyal, birbirlerini görebildikleri, gözlerine bakabildikleri, bazen kokan nefeslerini duyabildikleri ve aslında yaşadıklarını hissettikleri bir şey halinde. Umarım daha iyi seviyeye gelecektir.  Özellikle raylı sistemi çok önemsiyorum, çünkü modern hayat insanları yalnızlaştırıyor.

 

Kazım Koyuncu ile sohbetimizin sonunda yazıyı fotoğraflarla süslemek istediğimizi belirttik. Bize, bir hafta sonra gitarıyla nostaljik tramvayda poz verebileceğini söyledi. “Ben de daha fiyakalı giyinirim” demişti. Sözleştiğimiz tarihte kendisini aradığımızda; hasta olduğunu söyledi. İstanbul sevdalısı genç sanatçı ne yazık ki kanserdi. 25 Haziran 2005’de de aramızdan ayrıldı. Binlerce seveni kendisini İstanbul’dan Hopa’ya uğurladı. Yaptığımız bu söyleşi de  belleğimizde hoş bir seda olarak kaldı.  

 

Bu haber 2858 kez okundu