import_export time pin-drop map info close plus new-window texture engelsiz klima wifi usb bisiklet ring-hat ekspres-hat tek-bilet cift-bilet metrobus vapur tren metro havalimani hastane hastane tarife hattipi arrow-line-up arrow-line-down arrow-line-left arrow-line-right arrow-left arrow-right arrow-dropdown home navigation menu-location menu-map menu-card menu-stars menu-more search facebook twitter instagram youtube vine linkedin rss delete playlist_add loop list

“Anadolu’dan gelen birini İstanbullu yapan İETT’dir”

Filiz Acar, Fotoğraf: Yakup Ali Turan 

 

İSTANBUL- Sanatçı İbrahim Can İETT’yi ziyaret etti. Yirmibeş yıldır TRT çatısı altında Türk halk müziğine hizmet eden İbrahim Can’la tarihi Metro Han binasında  gerçekleştirdiğimiz küçük söyleşiyi İstanbul ve ulaşım üzerine yoğunlaştırırken türkülere ve hayata değinmeyi de ihmal etmedik. 

 

Karadenizli olduğunuzu biliyoruz. Sanat hayatınızı sürdürmek için tercihinizi İstanbul’dan yana kullanmanızda etkili olan neydi?

Trabzon Beşikdüzü doğumluyum. Trabzon- Giresun kültür geçkisinin tam birbirine kırılma noktası olan bir yörede büyüdüm. Öğretmen Lisesi ve Eğitim Enstitüsü’nü Trabzon’da okuduktan sonra öğretmenlik formasyonumu Trabzon Lisesi gibi tarihi bir okulda tamamladım. Tokat’a tayin oldum, ancak 1980 yılında açılan sınavı kazanarak yine “T” ile başlayan bir kuruma; TRT’ye girdim. Bu görkemli camiaya katıldıktan sonra Ankara’dan tayin olan arkadaşım Sümer Ezgü ile yer değiştirerek İstanbul’a geldim. Her Karadenizli’nin İstanbul ile tarihsel bir bağı olduğunu düşünüyorum. En azından balık ve deniz.     

 

İstanbul’a ilk geldiğinizde neler hissettiniz, nasıl bir şehir karşıladı sizi?

İstanbul’u filmlerden tanıdığımız için ilk geldiğim zaman `bizim mahalle buralar` diye algıladık ve hemen uyum sağladık. İstanbul’a Anadolu’dan gelen herhangi bir işçi, memur ya da aydın herkesi İstanbullu yapan ilk unsur İETT’dir. Neden? Çünkü cebinizde az miktarda para varsa  İstanbul’u onun sayesinde dolaşır, güzelliklerini seyredersiniz. Enteresandır, İstanbul’da sanki yabancısınız ama bir İETT otobüsüne veya tramvayına bindiğiniz zaman kendinizi evinizde hissedersiniz. O sizi bir yerden bir yere alıp götürme ihtimali, bir sıcaklık taşır.

 

 

İETT ile TRT kendi alanlarında ilklere imza atmış iki köklü kuruluş. Bu bağlamda aralarında ne gibi benzerlikler olabilir?

Belki de kardeşiz biz. Harf kardeşliği. İkisinin de isminde iki tane “T” var. Çocukların dişleri karşıdan bakınca sağlam görünür, çekersiniz kökü gelir. Yaşlıların dişini çekersiniz beş tane kök çıkar. Ulusun kökleridir bu tür kurumlar. Ulusun dişlerini çekmek çok yanlış. Her ulus kendi birikimi üzerinde yükselir. Dünyada küçük bir taş bulunca etrafını sularla çevirip bu bizim geçmişimiz diye satan ülkeler varken biz en büyük kurumlarımızı her alanda yok ediyoruz. Tarihi tiyatrolarımızın kalıntılarını evlerin duvarlarına koyduk. İETT gibi herkesin anısı olan müesseseler yıkıldığı zaman geçmişle bağı koparırsınız. Bu da çok tehlikeli olur. Herkesin hayatında bir İETT var. Bir evi başka bir yere taşıdığınız zaman  kazanç olmaz kayıplar olur. Dünyadaki en pahalı şey tecrübedir. Bu kadar tecrübeyi siz sokağa atıyorsunuz. Bu tür kurumlar kendi iç enerjisiyle büyür.

 

Her şeyin bir yolu vardır. İngiliz arkadaşım Prof. M. Strocks’un şöyle bir sözü var: “Dünyada her şehri gezdim, İstanbul’dan güzeli yok.” Çok modern dünya kentleri var. Dubai, Tokyo gibi ama hiç birisinde Paris’in, Londra’nın veya Venedik’in dokusunu bulamazsınız. Çünkü bunlar eski kentlerdir. Buraların dokusunu çok değiştiremezsiniz. Müesseseleri kaldıramazsınız. Niye? Bir turist geldiği zaman bugüne bakmaz, düne bakar, dünden bugüne devamlılığı arar. Farklılığı görür. Kabe’yi taşıyamazsınız. Fenerbahçe’yi Fenerbahçe’den, Beşiktaş’ı Beşiktaş’tan taşıyamazsınız. Müesseseler ruhun birikimidir. Çalışanlar o ruhu alırlar. Bir genç TRT’ye girmeden önce sıradan bir Ahmet iken TRT’nin Ahmet’i olur. O ana kadar kuruma ruh katan bütün spikerlerin, çalışanların ve emekçilerin ruhunu alır. Hem sorumluluğunu alır, hem süsünü ve  zenginliğini. İETT de öyledir. Ben İstanbul’a ilk geldiğim zaman beni taşıyan, benim ruhumu alan kişiyi görmediğim zaman babamı kaybetmiş gibi hissederim. Kimse babasının annesinin ölmesini istemez. Siz ister misiniz? Toplumun resmini değiştirirken çok dikkat etmek lazım.

 

Bugün de ayakta duran birçok köklü kurumun temelinde ne olabilir ?

Küreselleşme bize söyleniyor. Kendileri markalarını koruyor. Ben hep Trabzonspor’u örnek gösteririm. Bugün Trabzon’a gittiğiniz zaman herkes Trabzonsporlu’dur. Trabzonspor’un İstanbul’daki birinci rakibi Fenerbahçe’dir. Bu rakipliği de ben çok önemserim. Fenerbahçe benim için çok değerlidir. Trabzonspor’un büyüklüğü Fenerbahçe’nin büyüklüğündendir. Çünkü o bir aynadır. Fenerbahçe büyük olmalıdır ki ben onun karşısında büyüklüğümü sağlayabileyim. Bir insanın gücü nedir? Bir duvara yaslanacaksınız ki oradan güç alabilesiniz. Türkiye ekonomisinin merkezinde, İstanbul’da olan Fenerbahçeliler, Trabzonspor’a şöyle söyleyebilir; “Gelin globalleşelim. Siz Fenerbahçe’de dükkan açın, biz Trabzon’da.” Fener bizi ezer orada. Ucuz malzeme götürür, bedava dağıtır. Sen bunu yapamazsın. Kendini korumak zorundasın. Kendin kalmak istiyorsan değerlerine sahip çıkacak ve onları koruyacaksın.

 

Toplumsal duyarlılık taşıyan bir sanatçı gözüyle İstanbul’un ulaşım sorununa bakışınız nedir diye sorsak...

Bana kalsa ben Türkiye’yi daha çok tren raylarıyla örerdim. İstanbul özelinde ise yarın sabah erkenden kalkar, ilk iş olarak İETT’yi canlandırırım. Hemen şimdi 23 Nisan çocuğu olarak başa geçsem şehir içinde tramvaylarla büyük bir akış sağlardım. Tıpkı Viyana’da ve Amsterdam’da olduğu gibi. Otobüsleri kaldırırdım ya da daha çok merkezden uzak yerlere koyardım. Seferleri sıklaştırır, daha ucuz yapardım. Halk kente gelebilsin diye. Çünkü hareket demek iç tüketimin artması demek. İç tüketimin artması üretimin artması demek. Benim bazı temel prensiplerim vardır. Bir kere gezen kurt avlanır derim. Oturan kurt hiçbir şey yapamaz. Sonra her ağaç kendi dibinden yücelir, kendi kökünden beslenir. İnsan da kendi iç enerjisiyle büyür. Onun için ben her zaman söylüyorum. Bütün müesseseleri oluşturmak zordur, dağıtmak, yutmak kolaydır ama onu iç enerjisiyle ve rengiyle kucaklamak gerekir.

 

 

Bu haber 1414 kez okundu